KOLON KANSERİ

 

Kolorektal kanserleri, günümüzde organ kanserleri içinde sıklık bakımından üçüncü sıraya, bazı batı ülkelerinde ise ikinci sıraya doğru yaklaşan bir organ tümörüdür. Hastalığın sık görülmesi, yüksek risk gruplarının tanımlanmış olması, primer lezyonların yavaş büyümesi, erken evre hastaların daha iyi sağ kalım göstermesi, rölatif olarak basit ve doğru tarama testlerinin var olması gibi nedenlerle 50 yaşından sonra herkese özellikle birinci derecede yakınlarında kolorektal testleri önerilmektedir, burada aileden gelen bağırsak polip hastalığı,ülseratif kolit ve bazı konjenital sendromlar yüksek risk grubu olarak kabul edilmektedir.

Kolorektal kanserlere tanı yaşı 62'dir, yaş ilerledikçe risk oranı yükselir, çocukluk yaşlarında seyrek görülür, çocuklarda görülen genellikle ailevi genetik faktörlerdir. Çocukluk kolorektal kanserlerde son derece kötü seyreder. Kolorektal kanser korunmasında morfolojik olarak öncül lezyon niteliğindeki gelişmelerin dikkatle değerlendirilmesi, adenomların erken tespit edilmesi, polipozisli hastaların sık izlenmesi, kolorektal karsinom vakalarında küretif cerrahi piyeslerinde yapılacak ayrıntılı histopatolojik inceleme, hastalığın prognozu ve tedavisine yönelik çok değerli bilgiler verir.

Prekanseröz hastalıklarda epitelyal polipler (klinik ve endoskopik bir terim olup kolorektal mukozunun saplı yada sapsız çıkıntısı olarak tanımlanır.) Bu özellikte ki lezyon gerçekte basit bir iltihabı gösterdiği gibi prekanseröjen polipte olabilir ayrıca adenomda da histopatolojik olarak ayrılmalıdır.

Polipler, hiperplazik (yani kansere dönme ihtimali olan polipler, 40 yaş üzerinde görülme oranı yüzde 75'tir. Erkeklerde kadınlara oranla dört kez daha sıktır. Hiperplazik polip çapları 5 mm.'dir ancak 1 cm büyük saplı olup, daha büyük çaplara ulaşabilen daha çok kansere meyil gösterirler. Buradan da anlaşılıyor ki polip tespit edilen olgularda kanser riski çok fazla ve de bunların polip veya adenom olsun çok sıkı kontrol altında tutulmaları, kolonoskopi sıklığının da doktor tarafından çok iyi ayarlanması gerekir.

Hereditel kanserler (ailevi kolorektal kanser ) tüm vakaların yüzde 6-10'unu oluşturur. Hereditel kolorektal kanserlerde ailevi sendromlarda ön plandadır, hereditel kolorektal kanser, polipozis sendromuyla ilişkili olup kanser poliplerin zemininde gelişir. Tümör'ün evrelemesinde major kriter olarak tanımlanan tümörün yayılma sınırları gerek makroskopik gerekse histopatolojik olarak tümörün bağırsak duvarında ulaştığı en derin mesafenin doğru olarak saptanması esasına dayanır. Lezyon, muskülaris mukoza dediğimiz mukozayı geçmediyse hastalık son derece iyi seyreder geçerse de bütün tedavi yaklaşımları yapılmalıdır. Cerrahi esnasında, cerrahi olarak çıkartılan piyesin sağlam dokudan uzakta olması gene iyi bir prognotif faktördür. Ayrıca lenf diseksiyonu ne kadar fazla olursa tedaviyi yönlendirme bakımından önemi büyüktür.

Kolorektal kanserlerde klinik bulgular; klinik tablonun acil olarak (tıkanma, delinme, kanama veya kronik oluşuna) kanserin kolonda oturduğu yere göre önem kazanır. Dışkılama alışkanlıklarında değişiklikler ortaya çıkabilir. Sağ kolon kanserlerinin daha yumuşaklığına ve ishale karşılık sol kolon kanserlerinde kabızlık ön plandadır. Kanama, kolorektal kanserlerde ikinci sıklıkla bildirilen şikayetlerdir. Sağ kolon kanserlerinde anemi mevcuttur. Sümük gibi olan ve içine kan karışmış olan hastalarda da dikkatle yaklaşılmalıdır. Sabah ishalleri yine bir uyarıcı olabilir. Tenezm (dışkılama duygusuyla giden hastanın tüm çabalara rağmen dışkılayamamasıdır ) Ayrıca sık dışkılama ve dışkı çapında değişiklikler, yaş, gaz ve fena koku, kilo kaybı sayılabilecek klinik bulgulardır.

Tarama yaşı 50'nin üzerindeki erişkinlerde beş yılda bir flexiblekolonoskopi yapılması önerilmektedir. Ulusal Kanser Enstitüsünde yılda bir kez parmakla rektal muayene ve gaitada gizli kan testi 50 yaş üstü kişilerde önerilmektedir. Ailevi kolon kanserleri olanlarda, kolonoskopik tarama 10 yıl daha önceye alınmalıdır. Polip tespit edildiyse en geç senede bir kolonoskopi yapılmalı polip kaybolduysa tarama üç seneye indirilmelidir. Tanıda ayrıntılı iyi bir fizik muayne parmakla rektal muayne dahil tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, akciğer grafisi, tümör belirteçlerinden CA 19.9, CEA önerilmelidir. CEA ileri olgularda yüzde 70 oranında pozitif sonuç verir, CA 19.9 karaciğer metastazlarında önemlidir. AFP 'de bakılabilir. Yalnız bilirubin değerleri daha sıklıkla ön planda tıutulmalıdır. Kanser tanısı muhakak biyopsiyle konulmalıdır. Tıkanma yapılan lezyonlara ulaşılamıyorsa fırçalama tekniğine gidilebilir. Radyolojik görüntüleme de batın ve pelvisin kontraslı batın ile görüntülenmesi, karaciğer ve batın hakkında hem lezyonun hemde metastaz hakkında durumunu bize bildirir.Genellikle gerekli durumlarda, karaciğer metastazı şüphe edilenlerde manyetik rezonansa başvurulabilinir, tabiki en önemli tarama ve görüntüleme endoskopidir.

Tedavide tümörün lokalizasyonuna göre çekumda sağ hemikolektomi, transfer kolonda ise genişlemiş sol hemikolektomi gene tümörün durumuna göre tümör çıkartılıyorsa birinci tedavi cerrahi olmalıdır. Ancak hasta da karaciğer metastazı varsa ve tümör tıkanma yapmıyorsa tedaviye kemoterapi ile başlanabilir. Kemoterapi'de bağırsak delinmesi varsa ikinci tam ya da tama yakın tıkanıklık varsa, histopatolojik olarak çoğalmaya yakınsa yani GRADE 3, tümör büyükse ve cerrah on ganglionun altında temizleme ve inceleme yaptıysa ve tümör muskülaris mukozayı geçtiyse adjuvan kemoterapi şarttır, çok farklı tedavi yaklaşımları vardır, ana ilaç fluororusindir, onun yanında pek çok ajanlar kullanılır bunun yanında hastalığın ciddiyetine göre FOLFOX, OKSALIPLATIN artı FUFA, FOLFİRİ, İRRİNOTEKAN ve FUFA son zamanlarda en önemli ilaçlardan avastin kanserde büyük yararlar sağlamıştır. Ağızdan verilen kapesitabin ve UFT oral olarak alınabilecek ilaçlardır. Hedefe yönelik pek çok ilaç kombinasyona girmiş ve hastalarda büyük oranda iyileşme şansı yaratmıştır. Metastaz olanlarda bile kemoterapi ile eskiden aylarla ölçülen ömürle yıllarca hasta yatmakta idi, şimdilerde metastaz olanların bazılarında bile hasta temelli kurtulabilmektedir.

Kolon kanserinden korunma da hergün günde 75 ila 80 mg aspirin tüketilmesinin kolon kanserinden koruduğunu, bunun da yirmi sene sonra ortaya çıktığını ve kolon kanserine yakalananlarda kanser tedavisinden sonra aspirine devam etmesi gerektiği önerilir.

Kanserde beslenme ve ek destek tedavilerle ilgili  pek çok spekülasyon ve suistimallerle karşılaşıldığından, Kolon kanserinde beslenme ve destek tedaviler konusunda detaylı bilgiye ulaşılması için  4444844 numaralı telefondan irtibata geçebilirsiniz. 

  • E-Bülten

  • Hava Durumu

  • Döviz

    1 $ = 3,54 TL
    1 € = 4,12 TL
    1118355 Ziyaretçi