Prostat Kanseri

 

PROSTAT KANSERİ:

Prostat kanseri erkeklerin en başta gelen birinci kanseridir.

4 ana hastalık evresinden oluşur. Bunlar;

Organa sınırlı tümör

Lokal ileri evre (prostat kapsülünü taşmış tümör)

Metastatik ileri evre (hastalık özellikle kemiklere, karaciğer ve akciğer gibi organlara nadir metastaz yapmış olan grup)

Hormonal tedaviye direnç gösteren grup

*******************************************

Hastalığın doğal seyri; tedavi uygulamaları ve tedavilerin etkinliği tanı anındaki evre ile doğrudan ilişkilidir. Prostat kanserinin Amerika’daki tahmini olarak 250 bin ve üstü erkeğe her sene prostat kanseri tanısı konulacak,aynı yıl 30 binin üzerindeki olgu yaşamını yitirecektir. ABD’de yüzde 33 oranı ile en sık görülen tümör olmasının yanında kansere bağlı ikinci en sık ölüm sebebidir. Prostat kanseri ülkeler arasında değişkenlik göstermektedir. Batı ülkelerinde daha sık görülmektedir. Prostat kanseri gelişiminde nedenler tam olarak açıklanamamaktadır. Ancak ailesinde prostat kanseri öyküsü bulunanlarda genetik öykü bazı prostat kanserlerinde en önemli sebeptir. ABD’de siyah ırkta görülme sıklığı ve ölüm oranı da yüksek bulunmuştur.

Ergenlik çağı öncesi kastire edilen (yumurtalıkları alınan) erkeklerde prostat kanseri nadiren gelişmektedir. Bu da hormonel durumun bu tip tümörlerde en önemli faktör olduğu göz önünde bulundurulmalıdır.

Diyetteki yüksek yağ içeriğinin daha yüksek androjen (erkeklik hormonu) seviyelerine neden olduğu düşünülürse, diyetteki yağ seviyesinin prostat kanserinin gelişmesine göre ölüm riskini arttırdığına ait pek çok çalışmalar bulunmaktadır. Ayrıca diyetle yağ tüketimi ve prostat kanserinden ölüm arasında bağlantı vardır.

Birinci derecede yakınlarında prostat kanseri saptanan aynı yaştaki kişilerde önceden de söylediğim gibi genetik faktörler sebebiyle ailede kanser öyküsü bulunmayanlara göre kanser gelişimi 3 kata yakın daha fazladır.

Ancak birinci ve ikinci dereceden yakınlarında prostat kanseri olan kişilerde ise, tüm nüfusa göre kanser olma riski 6 kat daha fazladır. Burada da aynı ailenin bireylerini aynı çevresel toksiteye açık olduğu da unutulmamalıdır.

Selim prostat büyümesi ile prostat kanseri arasında çok büyük bir ilişki gösterilmemiştir.

************************************

 

 

 

TANI VE TEŞHİS:

Prostat spesifik antijenin (PSA) tarama testi olarak kullanılmaya başlanması prostat kanseri tanısının giderek daha fazla konulmasına sebep olmuştur.

Prostat kanserinde adeno karsinom prostat tümörlerinin yüzde 95-98’ini oluşturur.

Prostat kanserinin derecelendirilmesinde en yaygın kullanılan sistem GLEASON tarafından tanımlanmıştır. Bu sistemle değerlendirmede hücrelerin yapısal özellikleri esas alınmaktadır. Gleason skoru dediğimiz değerlendirme, dereceleme olarak 1-5 arasında değişen sayılarla tanımlanır.

Gleason skoru 2-10 arasında bir rakam olacaktır. Düşük skorlar iyi diferansiye tümörleri (daha az yayılan), yüksek skorlar ise kötü diferansiye (hızla yayılan) tümörleri tanımlar.

Nadir olarak prostatın küçük hücreli kanseri sarkomait veya karsino sarkomait gibi değişik tipleri de vardır.

Otopsi çalışmalarında 50 yaşın üzerindeki erkeklerde prostat kanseri görülme sıklığı yüzde 30 bulunmuştur. Buna rağmen yaşam boyu klinik olarak prostat kanseri tanısı konulma olasılığı sadece yüzde 11,3 düzeyindedir.

Klinik prostat kanseri tanısı konulan erkeklerin prostat kanserinden ölüm oranı ise yüzde 32 olarak belirlenmiştir.

Birçok hastada prostat kanseri yavaş ve doğal bir seyir gösterir. Serum PSA düzeyini belirlemenin üroloji pratiğinde yaygın olarak yer alması 1980’li yılların sonlarında doğru prostat kanseri tanısında patlama yaşanmasına sebep olmuş bu da hastalıktan ölüm oranlarının gerilemesinde rol almıştır. Biraz evvel söylediğimiz gibi kötü diferansiye tümörlü (hızlı yayılan tümörlü) olgularda 10 yıllık dönemde iyi diferansiye (az yayılan tümörlere) tümörlere göre prostat kanserinden ölüm riski 10 kat daha yüksektir.

Klasik anlamda prostat kanserinde ilk değerlendirme [rectum] parmakla muayene olarak değerlendirmedir.

Maligniteden şüpheli olguların yarısında biyopsi ile kanser saptanır.

PSA yüksekliği sebebiyle biyopsi uygulanan hastalarda ise yüzde 17 oranında kanser tanısı konulur.

Serum PSA değeri, tümör belirleyicisi ve kanserin takibi bakımından çok önemli bir testtir.

Serum serbest ve toplam PSA değerlerinin yüzde oranlaması tümörün tanımlanması bakımından farklı bir tekniktir.

Trans rektal ultrasonografi (TRUS), prostat bezinin görüntülenmesinde sık kullanılan bir yöntemdir.

Prostat kanseri teşhisinde en iyi yöntem TRUS kılavuzluğunda alınacak biyopsilerdir. Koruyucu antibiyotik tedavisi ile birlikte yapılması daha etkin bir yöntemdir.

PSA değeri 10 mamogram’ın altında olanlarda kemik metastazı oranı biraz daha düşüktür ama bu hastalarda da kemik sintigrafisi yapılmalıdır.

Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans fazla duyarlı olmayan metotlardır. Bunlar ancak yüksek riskli gleason skoru yüksek ve PSA değeri yüksek olanlarda yapılmalıdır.

Amerikan Kanser Enstitüsü 50 yaşın üzerinde ve 10 yıldan fazla yaşam beklentisi olan kişilerde yıllık dijital rektal muayene ve PSA testini önermektedir. Ailesinde kanser öyküsü olanlarda ise daha erken yaşlarda başlanmalıdır.

 

TEDAVİ:

Prostat kanseri multidisipliner bir yaklaşımla tedavi edilmelidir.

Ürolog, medikal onkolog, radyasyon onkoloğu beraberce her hastada karar vermelidir.

Organa sınırlı prostat kanser olgularında öncelikli tedavi seçeneği radikal prostatektomi’dir. Radikal prostatektomi hastalığın lokal sınırları ve cerrahi sonrası adjuvan (koruyucu) tedavilerin gerekliliği konusunda bize önemli bilgiler verebilir.

Radikal prostatektomi sonrasında en önemli sorun empotans ve inkontinans’tır.

BU yan etkilerin korunabilmesi için uygun hastalarda tek ya da iki taraflı smear (sinir) koruyucu cerrahi tekniklerinden yararlanılır.

RADYOTERAPİ:

Erken evre lokalize prostat kanserlerinde eksternal (dışarıdan) radyoterapi ve brakiterapi (tümör içine radyoterapi) olarak isimlendirilen iki farklı teknikle uygulanılır.

Prostatta sınırlı erken evre olguların tedavisinde radyoterapi ya da radikal prostatektomi ile elde edilen sonuçlar birbirine yakındır. Burada en önemli olan tedavi merkezinin tecrübesi ve cihazların kalitesidir.

Pek çok merkezde değişik farklı yaklaşımlar uygulanmaktadır. Ancak son zamanlarda gelişen yeni radyasyon cihazları hastaya yan etki yaratmadan ve doğrudan doğruya hedefi tam planlayarak çok daha iyi sonuçlar almaktadır.

Lokal ileri prostat kanserlerinde radyoterapi ana tedavidir. Rektumda yanma, sistit vb. radyoterapi esnasında çok iyi şartlar altında yapılırsa yüzde 3-8 oranında görülebilir. Son geliştirilen cihazlarda INRT ve brakiterapi ile bu oran yüzde 2’ye inmiştir.

 

 

TIBBI TEDAVİ:

Metastatik prostat kanserinin tedavisinde en etkili seçenek vücuttaki androjenik (hormonel) tepkilerin önlenmesidir. Burada iki farklı yöntem kullanılır. Hormonu baskılama tedavisindeki hedef, dolaşımdaki androjenlerin yani hormonların ortadan kaldırılmasıdır.

Anti-androjen yani anti-hormonel tedavi uygulanmasında ise, dolaşımdaki testis ya da adrenal (böbrek üstünde) kaynaklı androjenlerin hormon reseptörlerine bağlanmasının önlenmesi hedeflenmektedir.

Testis kaynaklı hormonların dolaşımdan uzaklaştırılması cerrahi olarak her iki testisin çıkarılması ile sağlanabilir.

LHRH antoganistleri (örneğin; gosterenin, buserenin) kullanılabilir. Bunların depo formları üç ayda bir hastaya yapılarak medikal kastrasyon (kısırlaştırma) sağlanacaktır. Ancak bu tedaviye başlamadan önce yan etkilerin önlenmesi için enjeksiyondan 7 gün önce anti-androjen ilaçlar hemen başlanmalıdır. Bu tedavi gerek anti-hormonel gerek LHRH antogonistleri, radyoterapiden önce de başlanarak 6 ay ya da bir yıl süre ile onkolog ya da radyasyon onkologların kontrolü altında erken evrelerde yada lokal ileri tümörlerde bu iki ilaca başlanarak tümör küçültülüp ondan sonra radyoterapi yapılabilir.

Uzun süre bu ilaçların kullanılması dirence sebep olabilir. Gene kemik sintigrafisi muhakkak belirti vermeyen hastalarda bile ilk üç sene boyunca her sene tekrarlanmalıdır. Çünkü biraz önce de söylediğim gibi tümör en çok kemikleri sever. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde geçmeyen bel ağrılarında prostat kanseri şüphesi üzerinde durulup tetkikler ona göre yapılmalıdır.

Belli bir süre sonra anti-hormonel tedaviye direnç gelişirse PSA değerleri artar ve metastazlar ortaya çıkarsa, yaşam süresi 8-12 aydır. Ancak bu durumda devreye hormon tedavisi bırakılarak kemoterapatik ajanlar devreye girer.

(Siklofosfamid, sisplatin, estramustin, vinblastin, mitoxantron, doxataxel, paxataxel kullanılır) Bunların sağ kalım avantajı verdiği ve hastanın yaşam süresini uzattığı gösterilmiştir.

Bu arada kemik metastaslarında lokal radyoterapi ve bifosfonat uygulaması şarttır. Bu son zamanlarda bütün kemik metastazı olan tümörlerde uygulanan bir tedavidir. Bu da kemiğin güçlenmesini sağlamakta ve metastazı bir yerde durdurmaktadır.

 

Prostat kanserlerinde esas en büyük gelişme aşağı yukarı 10 seneden beri yapılan çalışmaların sonucunda ortaya çıkan prostat kanseri aşısıdır. Bu aşı FDA tarafından kabul edilmiş ve kullanılmaya başlanmıştır. Bu belirli merkezlerde yapılmakta ve metastatik olan hastalarda yaşam süresini uzatmaktadır. Bu çalışmalar ileride adjuvan (koruyucu) olarak da kullanma şansını ortaya çıkaracaktır. Bu son zamanların en büyük gelişmesidir.

 Kanserde beslenme ve ek destek tedavilerle ilgili  pek çok spekülasyon ve suistimallerle karşılaşıldığından, prostat kanserinde beslenme ve destek tedaviler konusunda detaylı bilgiye ulaşılması için  4444844 numaralı telefondan irtibata geçebilirsiniz. 

 

 

 

 

 

  • E-Bülten

  • Hava Durumu

  • Döviz

    1 $ = 3,54 TL
    1 € = 4,12 TL
    1118374 Ziyaretçi